roka da olsa tam olacak

Hep en başa mı dönülüyor... Nereden başlandıysa oraya...

Yine iki kişi oldum... İki kişinin düşü oluyor mu onu deniyorum sessizce, sinsice... Sinsiyim evet, 'kimseyesöylemeniyetindedeğilmişgibiyapangiller’ in sıradan bir örneğiyim, affedin... Neyse, bu değil istenen şimdi...

Karanlıktayken hani olmazmış gibi gelir ya hiçbir şey, ben de öyleydim aylar boyunca... Kendi devinimlerime bile yabancı bir durumda, değişirken hayatın yüzü, sakalı, bıyığı neyiyse artık ve üstelik kulaklığım dolanırken kravatıma, o halde yani yanlış, ölmüşün yasını tutuyordum... Ölen sanki benim dışımda bi’ şeymiş gibi... Olmazmış gibi sanki bundan sonra hiçbir şey, olamazmış gibi...

Yine hazırlıksız geldi bak ama... Kendi de hazırlanmamış besbelli... O yüzden güzel belki, anısız yakalamak ansızın birbirini... Ânı, evvelki gözyaşlarını peşine takmadan karşılıklı değiş tokuş etmek rakı kadehlerine sığdıramadığın sevincinle birlikte... Bir doğum sancısı işte, doğduğunu sevincinden anladığın... Hep takındığın bütün suretlerini bi’ çırpıda yalanlatan sana... “Ben buradayım ve imkânlarım budur” dedirtip sana, yalnızca gözlerini açtırıp kendini seyrettiren büyülü kutsallık... Sen susuyorsun, o rakının içinden konuşuyor, hiçbir ahmaklığa müsaade etmiyor, ‘yalnızca ben varım ve seni de şurdan şuraya bırakmıyorum’ diyor...

Ayazın, beyazın ortasında yanmak sonra... Yan ki şair kalasın, yan ki temizlenesin ve doğasın daha önce doğmadığın bi’ yerde... O hep kulağında çalan müzik daim olsun diye peşine takıldığın, seni dünyanın bilmediğin melodileri ile besleyen sevgili anlam, bulaşmasın diyedir hiçbir pisliğe…

Uzatmayalım bu sefer, sözler bozmasın… bana kalsın ara konuşmalar..

Hadi şimdi buradan gidelim... Alalım en güzel giysileri... Nereden takıldıysa dilimize unutalım o eski zamanların güzel şarkılarını... Hiçbir nostalji gecesine iştirak etmeyelim ki kirlenmesin geçmişimiz... Bu şarkı da yeni olsun... Varsın yalan olsun...

Varsın yalan olsun tüm bunlar...Sanı yani, kuruntu…

O yalana aşk denilmiyor mu zaten...

Bunun bi’ önemi yok..

topestotitanik

 

çisildeme

Yağmur neredesin? (yağıyorum, farkında değil misin?). Tepelerin ardındaki karanlığa mı?. (Balkon pervazına tünemiş bir hayaletsin sen, çocuk musun çabuk söyle) çocuk?. (Gün geceye yürür bilmem. Çamaşır iplerine de yağarım ben ) Canım uçmak istiyo öylesine boşluğa doğru) Seslerle yaşıyor insan. Kulaklarım yüzüme yürüyor. (güzel böyle devam et) Mütemadiyen yürüme. (Ricat etmek büyük adam işi.) Ben öylece kalayım balkon pervazında. Uykuyu reddeden inatla, geceye doğru savurayım kendimi. (Kalk git yat işte.) Yatmıyorum.

Sabahı bekliycem inatla. (İnat etmek istediğinden değil) seviyorum oturmayı. (Böyle balkon pervazında çamaşır iplerine asılıp ellerin uyuşmasın.) Uyuşup uyuşup üşürmüyüm korkusunu seviyormuşum. (Bak oturdukça üşüyeceksin). Sen gelirsin düşünceme. (Şimdi biraz daha üşüdün) Buradan oturup bakmıştın dünyaya. (“bu evde balkon var mı ? diye” çıkıp bakmışlığın var.)

Kendimi konuşsam kendime daha ne isterim ki. (Soru işareti.) üşüyorum, ama tenim, öylesine kolay bir üşüme ki sorma gitsin. İçim çok sıcak. Çamaşır ipine tutunup elim uyuşuyor. ( kulaklarında demirin soğuğuna tutunmuş) evet Ankara’yı izliyorum.

Aşk ne fazla ne eksiktir.

Ve sancı geç saatlerde… (ben buradayım) …

Çağlar çağıldar…

Geceydi, ve yağmur yağıyordu. Kimseye sormadım (yağmur yağar, ıslanır dünya)..

isomel